İçimden Geldiği Gibi
Merhaba arkadaşlar!
Bedenimizi ve ruhumuzu terbiye etmemiz için yeni bir şans daha verdi Yaradanımız bize.Onca ibadet arasında yalnızca Oruç tutmamızı kendi için istemiş Yaradan,diğerlerini bizim için. Çok önemli,her saniyesi gerçekten değerlendirilmesi gereken bir ay Ramazan.Bu yıl her zamankinden biraz daha zor geçeceğe benziyor deniliyor halk arasında,hem süre hem de sıcaklık ve nem açısından.Ama olsun,biz her şeye kolay gözüyle bakarsak işler çözülmüyor mu,kolaylaşmıyor mu? Allahın izniyle bu yıl da öyle olacak.Sadece midemize değil,her azamıza oruç tutturmak,terbiye etmek dileğiyle Nevriye hanımdan gelen bir postayı paylaşacağım sizinle…Haydi,hayırlı ramazanlar…
Bir padişah, bir iki vezirini ve diğer erkandan birkaçını yanına alarak payitahta (başkente) yakın yerleşim merkezlerinde bir gezintiye çıkmıştı Payitahttan ayrılıp bir kaç saatlik bir yol katettikten sonra yolları üzerindeki bir nar bahçesinin kıyısında dinlenme molası verdiler Olgunlaşmış, tam kıvamını bulmuş olan narlar insanın iştahını kabartıyordu Padişah bahçe içinde çalışmakta olan yaşlı bir adamı yanına çağırdı sordu:
- Bu güzel nar bahçesi kimin?
- Bu nar bahçesi benimdir efendim, babamdan miras kaldı
- Oğlun, uşağın var mı?
- Allah bize oğul uşak vermedi efendim, bir karı kocadan ibaret iki kişilik bir aileyiz
- Peki ben de bu ülkenin hükümdarıyım, şuradan bir nar şerbeti sıksan da içsek
İhtiyar "başüstüne" dedi ve hemen gidip bahçe içindeki kulübeden kalaylı, tertemiz bir tas getirdi En yakındaki ağaçtan iki nar kopardı ve sıktı İki nar tam bir tası doldurdu Padişah içti ve
çok beğendi Bütün vücuduna bir zindelik ve ferahlık yayılmıştı İhtiyar çiftçi padişahın beraberindeki herkese sırayla nar şerbeti ikram etti Padişah ve adamları bedenlerinin kazandığı bu zindelikle biraz yol almak için ihtiyara veda edip yola koyuldular Yolda şeytan padişahın kafasını karıştırmaya başladı "Madem birer ayakları çukurda olan bu yaşlı karı-kocanın mirasçıları yok, ne yapacaklar böyle güzel nar bahçesini, karşılığında bir kaç kuruş verip de bu bahçeyi ellerinden alayım" diye düşündü Padişah ve adamları akşama doğru geri dönerlerken aynı bahçenin yanında yine konakladılar Padişah ihtiyardan bir tas daha nar şerbeti yapmasını istedi İhtiyar sabahki kadar candan ve gönülden olmasa da bir tas nar şerbeti yapıp sundu Fakat padişah bu defa nar şerbetinin tadını pek beğenmedi Sabahkine hiç benzemiyordu Sordu:
- Baba ne oldu böyle, bu nar şerbeti sabahki ile aynı nardan değil mi? Bunun tadı hiç de hoş değil
- Aynı nardan evlat, aslında tadında da bir değişiklik yok, asıl değişen sizin kalbiniz Tebaanızın malına göz koydunuz, bunun için de narların tadı değişti.
Merhaba sevgili dostlar;
Dünya hayatının bir imtihan olduğunu bilmemize rağmen,zaman zaman bunu unutup düşüveriyoruz birilerinin kurduğu tuzağa.Oysa”Cennet ucuz değil,cehennem ise sebepsiz değil”miş.Birileri cennetini,birileri ise cehennemini hazırlıyor bu dünyada. Tıpkı türküdeki gibi, herkes odununu kendi götürüyor cehenneme. Beni tanıyanlar biliyor son günlerde benim için yapılan yorumları. Ama nafile çabaları…Neden mi? Çünkü ben düşünce orucunu öğrendim yıllar önce canım arkadaşım Doçent.Dr.Öznur Özdoğan’dan. Mutluluğu Seçiyorum ve İsimsiz Hayatlar kitaplarını okumanızı öneririm Öznur hanımın. Nasıl ki Ramazan ayında oruçken ,birileri en sevdiğimiz yiyeceği bile getirse yiyemiyor,”ORUCUM” diyoruz,tıpkı onun gibi birilerinin kötü lafları,imalarına karşı ya da içimizden gelen vesveselere de “DURUN BAKALIM,BEN ORUÇLUYUM” diyebilmektir düşünce orucu. Öznur hanımın ,kanserin son evrelerinde olan hastasını bir gün çok yakın bir arkadaşı arar”,neler yapıyorsun,nasılsın ?” diye sorar. O da şöyle cevaplar”İyiyim Allaha şükür. Dişlerimi yaptırıyorum da,birazdan doktora gideceğim.” Bunu duyan arkadaş “Aaaa,sen kanser değil misin,neden boş yere para harcıyorsun?” Şimdi soruyorum size,bu lafı siz duysanız,üstelik,gerçekten de ölmek üzere olan bir hasta olsanız ne hissederdiniz? Hastamız akşam Öznur Hanıma telefon açıp şöyle anlatmış gündüz yaşadılarını:
İyi ki bana DÜŞÜNCE ORUCUNU öğrettiniz.Bu sabah bir arkadaşım bana söylememesi gereken şeyleri söyledi.Eski aklım olsa,kapatır telefonu,ağlayarak yatağa atar kendimi,doktora falan da gitmezdim. Ama ben hiç alır mıyım onları içime? Düşünce orucundayım ben! Hemen süslenip püslenip çıktım sokağa,doktoruma gittim.Kızılay'da dolaşıp vitrinleri seyrettim,kendime hediyeler aldım ve o arkadaşımı da yaptığı patavatsızlıktan dolayı affettim.” İşte budur arkadaşlar.Bu hasta oktorlar kısa bir süre sonra ölür derken,6 yıldır yaşıyor,hem de şimdi sapasağlam çok şükür! Kanserlilere moral veriyor,deneyimlerini paylaşıyor. İnsanlar istediğini düşünebilir ve söyleyebilir.Sapasağlam duvarlarımız oldukça,hayrın ve şerrin Allahtan geldiğine ve hiçbirşeyin de sebepsiz olmadığına dair inancımızı korudukça hiçbir şey yıkamayacaktır bizi Allahın izniyle.Bizler başkaları için değil,Yaradan için,kendimiz için yaşamalıyız.Elalemin lafına göre hayatımızı düzenleyecek olsak,inanın ölürüz.Çünkü aynı anda herkesi mutlu etmek,inanın asla mümkün değildir. Beni evde,dost meclisinde eleştiren,başımı bağlama şeklimle ilgili, olmaması gereken lafları söyleyen bir seyircim,aynı durumu paylaşan yüzlerce kişi gibi mesaj atıp benden helallik istedi. Demiş ki: Sizi eleştirdim ama sonra kendime dedim ki;ben onu bile yapmıyor,namazımı doğru dürüst kılmıyorum.Hakkınızı helal edin lütfen” helali hoş olsun.Önemli olan farkındalıktır.Sorun sadece ben değilim,bundan sonra başka kimselerle ilgili söz söylerken de daha dikkatli olacak eminim o kişi.İşte size bir hayır vesilesi:)))O kişinin hayatında olumlu bir değişikliğe sebep oldum,Yaşasın!!!! Hem affetmesem,içimde büyütsem bana ne faydası olacak ki? Derin öfke,üzüntü insanı kanser yapıyor,bu bilimsel olarak da ispatlandı.Affettim,kuş gibi hafifledim şimdi.Haydi şimdi sıra sizdeJ Sevgiyle
YENİ BAŞLANGIÇLAR
Ömrümüz hep beklemekle geçiyor farkında mısınız? Hele bir okul bitsin,hele bir evleneyim,hele bir askerden döneyim,hele bir çocuklar büyüsün,hele bir borcum bitsin,hele bir çocukları evlendireyim,emekli olayım,vs vs… Ömrün son demine geliveriyoruz hiç anlamadan.Yıllar önce öğrendim ertelememeyi,üşenmemeyi…Aferin bana!:) Bunu şaka diye yazdım sanıyorsanız yanılıyorsunuz.Günde en az 10 kez kendimi motive ederim ben.Çalışkanlığımı ve daha bir çok yönümü Allahın bir lütfu olduğunu unutmadan,enaniyete kapılmadan kendimi;kendime överim ben. Böylece çevremdekilerden bekleyip de duyamayacağım iltifatlara üzülmemiş,kendimi her dem taze tutmuş olurum.
Rahmetli Zeki Müren’in bir şarkısı vardı;KAHIR MEKTUBU…Şöyle diyordu bir bölümünde:
“Çıkacaksın diye köşe başından
Bekle bekle beklemekten usandım artık
Çilemin gemisi gelmiş demirli
Yükle yükle yüklemekten usandım artık
Dünyayı durdurdum bakarsın diye
Fallara dadandım çıkarsın diye
Yolların sonunda sen varsın diye
Ekle ekle eklemekten usandım artık
İçimde bir ümit var geleceksin diyorum
Belki çok uzaktasın bunu da biliyorum
Kader kelepçesini elime vurdu felek
Geleceğim demiştin ben hala bekliyorum
Ben hala bekliyorum”
Sevgiliyi,değecek bir sevgili beklemek,Amenna…Ama koca bir hayatı hep birilerini,bir şeyleri bekleyerek bomboş geçirmektense üretmek,yeniliklere yelken açmak,yeri geldiğinde risk almak bence daha evla.Dem bu dem,1 salise geri dönüş yoksa madem,içimizden gelen ,bizi yüceltecek,hem insanlığa,hem de Yaradana hizmet etmek varken durmak,beklemek niye? Çok yakın zamanda yitirdiğim bir dostum,daha çoook zamanı var zannederken Hakka yürüyüverdi zamansız.Hayat avcumuzun içinden sabun gibi kayıp gidiyor,ömür bitiyor,ne olur inanın buna.Şu andan tezi yok,ertelemeden yeni başlangıçlara hepbirlikte MERHABA diyelim,hadi!







Alışveriş